Ana Sayfa 4-8 Sınıflar 9-12 Sınıflar İlahiyat TestBank
Sosyal Etkinlikler Şiirler Hikayeler Fıkralar Site Hakkında
 
Site içi arama
 
 
Din felsefesi
İslam Felsefesi
Hadis Tarihi
Hadis Usulü
Hadis 1
Hadis 2
Akademik Hadis Araştırmaları I
Akademik Hadis Araştırmaları II
Hadis Edebiyatı (YL)
  
 
Duyurular
 
  
 
Anket
 
   
 
Kullanıcı girişi
 
Kullanıcı Adı :
Şifre :
 
Hava Durumu
 
 
Ajanda
 
   
İslam Felsefesi
 
 
 

İslam Felsefesi Ders Notları 2017-18 Bahar

İslam Felsefesi 03
Felsefenin tekrarlanan 6 tarifi (s. 41)
Müslüman filozoflar bu tarifleri tekrar etmiştir.
Müslüman filozoflar kendi özgün tariflerini de yapmıştır.
Felsefe hikmet ilişkisi (s. 43)
Felsefe ve hikmet kelimeleri çoğu kez aynı anlamda kullanılmıştır.
9. yüzyılın sonundan itibaren hikmet kelimesi daha çok kullanılmıştır. Nedeni felsefe aleyhtarlığı.
Bazı müslüman filozoflar hikmeti felsefeden daha yüce bir makamda görür.
Filozof kelimesinin sözlük anlamı (s.44)
Filozofun ıstılah anlamı (s. 44)
Günümüzde filozof tabiri yalnızca akılcılar için kullanılmamaktadır. Örneğin egzistansiyalistler duygusal düşünürlerdir.
Feylesof hakim-hekim ilişkisi (s. 45)
İSLAM FELSEFESİNİN DOĞUŞU (s. 47)
Felsefenin İslam Dünyasına Girişi
Fetihler
Genişleyen İslam topraklarının ihtiyaçları
Siyaset-tıp-ahlak kitapları
Çevrilen kitapların ve yazarlarının felsefeyle ilişkili olması
Ali Muaviye arasındaki savaşın dini-akli yorumları
Hristiyan-Müslüman tartışmaları dinlerini ispat gayreti
Bazı bilim adamlarının ve filozfların Müslüman olmaları: Yahudi ve Hristiyan kelamcılardan bazıları Müslüman olduktan sonra aynı metodu kullanarak İslam’I savunmaya başlamışlardır.
Yabancı Felsefeler ve Mektepleri (s. 52)
Helenistik Felsefe
Helenistik Felsefe: İskender'in (M.Ö. 323) ortadoğuya girişiyle başlar, bölgenin Roma hakimiyetine geçişiyle (M.Ö. 146) sona erer. Bu sürede birçok yerde ilim merkezleri kurulmuştur.
Fakat etkileri Skolastik felsefenin doğuşuna kadar (VIII. Yüzyıl) devam etmiştir.
Helenistik felsefenin temelinde klasik dönem Yunan felsefesi vardır.
Bu felsefelerin bir kısmı paganisttir. (s.53)
Bir kısmı ise dinidir.
Patristik Yunan-Yahudi felsefesi:  Philon (M.S. 50).
Patristik Yunan-Hristiyan felsefesi: M.S. 1. Yüzyıl. Eflatun ve Yeni Eflatunculuğun tesirinde kalmıştır. M.S. 7. Yüzyıla kadar devam etmiştir.
Helenistik Kültür Merkezleri (s. 54)
İskenderiye: Mekodanyalı İskender tarafından kurulmuştur.
Buradaki akımlar:
Patristik Yahudi felsefe
Patristik Hristiyan felsefesi
Yeni Eflatunculuk: Son şeklini Plotin (270) vermiştir. İki kola ayrılmıştır: Pagan ve Hristiyan Yeni Eflatunculuk.
Yeni Aristoculuk: Yeni Eflatunculukla Aristoyu yorumlamışlardır.
Müslümanlar İskenderiye’yi fethettiğinde burada Kıptı ve Süryani Hristiyan Yeni Eflatuncular vardı. Bu medrese 8. Yüzyıla kadar varlığını devam ettirdi.
Hz. Ömer’in bu medreseyi yaktırdığı yalanı.
Urfa Nusaybin: Hristiyanlaşmış İranlılara Yunanca öğretmek amacıyla İranlı idareciler tarafından açılmıştır.
Beşinci yüzyıldan sonra eğitim dili Süryanice olmuştur.
Yedinci yüzyıla kadar parlak bir devre geçirdi. Varlığını dokuzuncu yüzyıla kadar devam ettirdi.
Antakya:
Cündişapur:
Harran:
Bağdat: Halife Mansur tarafından Bağdat kurulunca çevre bölgelerden ilim adamları buraya gelmeye başladı.
Önceden ilim dili Süryanice ve Farsçaydı. Halife Mansur döneminden sonra ilim dili Arapça haline geldi.
Felsefi tercüme hareketi
Müslümanlar özellikle halife Mansur döneminden itibaren felsefeye fiilen merak sardılar.
Tercüme hareketi ilk olarak Emeviler döneminde başlar. Fakat bu dönemde felsefe kitapları tercüme edilmemiştir. Onun yerine tıp ve müspet ilimlere ait kitaplar çevrilmiştir.
Mansur döneminde (8. Yüzyıl) başlayan felsefi tercümeler 11. Yüzyla kadar devam etmiştir. Bu dönem iki kısımda incelenir:
Birinci Dönem: Mansur – Memun dönemleridir.
Aristo ve Eflatun gibi az sayıda filozofların eserleri çevrilmiştir.
Asıl kaynaklardan değil, Süryanice veya Farsça çevirilerde tercüme edilmiştir.
İçinde çok sayıda hata vardır. Bunun nedeni
a) Dindar kimseler kitapları çevirirken onu kendi dinlerine uyarlamışlardı.
b) Dil ve tercüme hataları çoktur.
c) Mütercimlerin bir bölümü filozof olmadığı için konuyu tam anlamıyordu.
Neden Aristo ve Eflatun’un kitapları çevrilmiştir?
Aristo’nun mantıkla ilgili kitapları dini tartışmalarda gerekli görülüyordu.
Eflatun felsefesi mistik özelliği ve müteal değerlere yakın ideler alemi gibi düşünceleri nedeniyle dini çevrelerce tercih ediliyordu. Plotin Yahudilikle Eflatunculuğu birleştirmeye çalışmış, onun bu çalışmaları dini çevrelerce rağbet görmüştü.
Bu devirde meşhur olan Müslüman mütercim Abdullah b. Mukaffa, yabancı mütercim Yahya b. Batrik’tir.
İkinci Dönem: Me’mundan başlar 11. Asra kadar devam eder.
Beytül hikme kuruldu
Diğer filozofların eserleri de çevrilmiştir.
Artık Aristo sadece Mantıkçı olarak bilinmiyor, diğer eserleri de tanınıyor.
Bu devrin mütercimleri daha yetenekli idi. Devletin denetimi nedeniyle işi daha sıkı turuyorlardı.
Halifeye özenerek zengin kimseler de kitap tercüme ettiriyorlardı.
Mütercimlerin çoğunluğu Süryani Nesturi mütercimlerdi.
Müslümanların Yabancı Kültürleri Araştırmaları
Biruni /Hint felsefesi/ Taliku’l-malil’il-Hind
İbn Miskeveyh / Arap, Pers, Yunan düşünür ve hekimlerin eserleri üzerine araştırmalar yapmıştır. Cavidan Hirad (Hikmetü’l-Halide) adlı eser ona nispet edilmektedir.
İslam Felsefesi 04
İslam Felsefesinin Yabancı Kaynakları (Filozoflar s. 71)
1. Sokrat
Sokrat’ın herhangi bir eser yazıp yazmadığı bilinmemektedir.
Sokrat’a ait bazı sözler, Sokratçılar olarak bilinen bazı Yunanlılar tarafından diyaloglar biçiminde nakledilmiştir. Fakat ona aidiyeti şüphelidir.
Diyojen çok zaman sonra, Sokrat’ın hayatı adlı bir kitap yazmıştır fakat içi efsanelerle doludur.
Sokrat’tan herhangi bir eser kalmadığı genelde bilindiği halde ona bazı eserler nispet edilmiştir. Adab, Vesaya, Ahkam vb.
Bu eserlerde yer alan Sokrat’a dair görüşlerin hiçbiri ona ait değildir.
Sokrat İslam dünyasında ahlak filozofu olarak bilinir.
İbn Miskeveyh, Tusi, Devvani, Kınalızade gibi İslam ahlakçılarının eserlerinde yer alan Sokrat’ın sözleri, ona nispet edilen sahte kitaplardan alınmıştır.
2. Eflatun
İslam felsefecilerine en çok tesir eden filozoftur.
Eserleri: (s. 73.
Eflatun’un Etkisi
Eserleriyle ve etkileriyle İslam felsefesinin doğuşuna kaynaklık etmiştir.
Felsefesi Aristo’dan önce tanınmıştır.
Düşüncesi dini inançlara uyumlu bulunmuştur. Bu nedenle Eflatun-ı İlahi adı verilmiştir.
Eflatun’un etkileri üç alanda değerlendirilebilir: Metafizik, ahlak, siyaset.
Metafizik:
Ruh beden ikiliği, ruhun ölmezliği. (Mutezile ve filozoflar bu görüştedir.)
Varlık ve yokluk konusu. İhvanu’s-safa, Suhreverdi Maktul.
Misal alemi konusunda. Muhyiddin İbn Arabi.
Ahlak:
Nefsin arındırılması. Fisagor’la karışık bir biçimde İslam ahlakçılarına ve mutasavvıflara.
Fazilet ve rezalet kavramları ve bunların sınıflandırılması. İslam ahlakçılarına ve filozoflarına.
Siyaset:
Farabi ve İhvanu’s-safa Eflatun’un siyasetle ilgili düşüncelerinden etkilenmişlerdir.
Toplumun siyasi açıdan sınıflandırılması, sınıfların özellikleri, devlet başkanlığı, devlet başkanlığının sıfatları ve diğer konular.
3. Aristo (s. 75)
Tercüme edilen eserleri
Aristo’nun Etkisine Genel Bakış (72)
Aristo’nun etkisi, siyaset hariç bütün felsefi ilimlerde görülür.
Müslümanlar Aristo’nun felsefesini daha geç dönemde tanımışlardır.
Klasik dönem İslam dünyasındaki mantık anlayışı, Batı’da da olduğu gibi Aristo mantığına bağlıdır.
Müslüman filozofların bilim anlayışı da genelde Aristocudur:
Tikellerden tümele varmak
Teoriden pratiğe gitmek (Biruni ve İbn Haldun gibi tersini savunanlar var).
Genel kurallar koymak
Tarih, sosyal bilimleri değişken old us u için bilim saymamaktadır. (İbn Haldun tersini düşünür).
Metafizik ve Fizik:
Aristo metafiziğinin birçok kavramları İslam filozofları tarafından kullanılmıştır: Cevher, araz, ilk muharrik, illiyet nazariyesi, akıl teorisi gibi.
Ruh ilmini tabiat ilimleri içinde görmesi Müslüman felsefeciler tarafından da benimsenmiştir.
Ahlak:
Orta yol teorisi İslam’a uygun olduğu için kullanılmıştır.
Adnan Adıvar gibi bazı yazarların İslam filozoflarının tamamen Aristo’nun etkisinde kaldığına dair iddiaları abartılıdır.
Müslümanların ahlak kitaplarında Aristo’ya atfedilen birçok söz, aslında ona ait değildir.
4. Plotin (205-270) ve Yeni Eflatunculuk
Plotin Aristo şerhçilerinden biri olarak görülüyordu.
Theologia adlı eserinin bazı bölümlerinin özeti Süryaniceden Arapçaya çevrilmişti.
İslam dünyasına Yeni Eflatunculuk (sudur veya feyz teorisi) bu eserle yayılmıştır.
5. Porpirus (Firfirus) (s. 80)
Tercüme edile eserler:
İsagoji: İbnü’l-Mukaffa ve oğlu tarafından medhal adıyla Arapçaya çevrilmiştir. İslam dünyasında çok meşhur olup üzerine şerhler yazılmıştır.
Aristo’nun Etika eserine yazdığı şerh. İshak b. Hüneyn tarafından Arapçaya çevrilmiştir.
6. Stoacılık (s.  81)
Kıbrıslı Zenon tarafından MÖ 3. Yüzyılda kurulmuş, MS 3. Yüzyıla kadar devam etmiştir.
Başlıca Zenon, Chyrisippe, Epiktel ve Marc-Aurele tarafından temsil edilmiş olan felsefî mektep. Bunlarda gaye hissizlik (Apathie)dir, hayat ve ölüme karşı lâkayttırlar.
Bunlar Sokrat öncesine dönerek maddî esası kabul etmişlerdir.
Determinist ve panteist bir materyalizmi ve metafiziği benimsemişlerdir.
Stoacı anlayışta hayat ve ölüm pek değer taşımaz.
Fazilet ihtiraslara hâkim olmaktır.
Fiziği değil, ahlâkı mühim görürler. Fizik anlayışları Heraklit'ten mülhemdir.
Âleme tesadüf değil, uzvî bir zaruret (mekanik değil) hakim derler.
Kader insana zarurî olarak hakim olduğu için, kaderden şikâyet edilmemesini müdafaa ederler.
Ahlâk anlayışları sert ve disiplinli bir yaşamayı gerektirir.
Stoacılar insanın tabiata göre yaşaması gerektiğine, doğru ve manâlı bir hayat için âlemdeki yerini tayin etmesi zaruretine inanırlar.
Kozmopolit, cihanşümul ve tek bir devlet anlayışına sahiptirler. İnsan tek bir devletin vatandaşı olmalıdır, derler.
Bilgide tecrübecidirler.
Mücerret kozmopolitizmlerine, pasif ve dikkat çekici ahlâk anlayışlarına rağmen, stoacılar ferdiyetçi ve muhafazakâr bir doktrine sahiptirler.
(Süleyman Hayri BOLAY, Felsefi Doktrinler Sözlüğü, Ötüken yayınları, İstanbul, 1979)
Başlıca üç devreye ayrılır: Eski MÖ 300-130– Orta MÖ 130-50 – Son (Roma)  Stoacılığı MÖ 50-MS 3. Yüzyıl
İslam dünyasına etki eden kısmı çoğunlukla Eski ve Orta Stoacılıktır.
Stoacılar İslam dünyasında Ashab-ı rivak, Rivakiyyun vb adlarla tanınır. Stoacılağa da Rivakiyye denir.
İbn Nedim’e göre Cabir b. Hayyan’ın Kitabü’r-rivak adlı bir eseri vardır. Fakat günümüze stoacılarla ilgili herhangi bir eser gelmemiştir.
Stoacıların dolaylı yollardan da olsa bazı materyalist ve ateistleriyle Mutezile üzerine; ahlak, mantık ve fizik konularında tesir ettiği söylenebilir.
Stoacıların etkileri, onlardan söz eden veya onları eleştiren kitaplar yoluyla İslam dünyasına girdiği düşünülmektedir.
Stoacıların Etkileri:
Stoacıların görüşleri özgün eserlere dayalı olarak bilinemediği için etkileri konusunda net bir şey söylemek zordur.
Bazı felsefe tarihçileri Cahız gibi Mutezili alimlerde (Allah kelamının cisim oluşu) hatta İbn Teymiyye gibi Selefilerde Stoacı etkiler görmektedir (Nominalist olduğunu ileri sürerler: Kavramların hiçbir gerçeklikleri yoktur; sesten ibarettirler). İbn Kayyim el-Cevziyye hocasını takip ederek ruhun latif bir cisim olduğunu iddia eder.


İslam Felsefesi 05
7. Proclos ( Burklos, Firkalis, Eburkus 412-485)
Yeni Eflatunculuğun son büyük temsilcilerindendir.
İslam dünyasında meşhur olan eseri Kaitabü’l-hayri’l-mahz. İbn Nedim’in Fihrist’inde el-Hayrü’l-evvel adıyla geçmektedir.
Bu eser Müslümanlar arasında da Avrupa’da da Aristo’ya ait olduğu sanılıyordu.
Aslında bu eser  Proclos’un Elementatio theologica adlı eserinin özetidir.
Bu eserde bir, varlık, akıl ve nefs konuları işlenmektedir. Kitap, Kitabü’r-rububiyye (Plotin) ile birlikte Yeni Eflatunculuğun kaynak kitabıydı.
İhvanu’s-safa, Farabi, İbn Arabi gibi düşünürler üzerinde etkili olmuştur.
Diğer kitaplar için bkz. s. 86.
8. Alexandre d’Aprodise (ö. 200)
Eserleri için bkz. s. 87.
Aristo’nun şarihlerindendir.
Yeni Eflatuncu görüşlere sahiptir.
İslam dünyasına Aristo ve Eflatun’un düşüncelerini yaymıştır.
Tenkit ettiği Stoacılığı ve Epikürcülüğü de İslam dünyasına tanıtmıştır.
Mantık ilminin bir felsefe değil, bir araç olduğu fikri Aprodise dayanmaktadır.
Aristo’nun mantık kitaplarını bugün bilinen sırasına göre tasnif eden odur (Poetik ve retorik hariç).
9. Galen (Kalinus 129-199)
 Eserleri için bkz. s. 88.
Aristo, Eflatun ve Stoacıların düşüncelerini İslam dünyasına geçmesinde etkili olmuştur.
Epikür’ün bazı eserlerini özetlemiş (Telhisler), bu kitaplar daha sonra Arapçaya çevrilmiştir.
10. Hristiyan Patristik Felsefe
Yahya en-Nahvî (Jean Le Grammairien)
Eflatunculuk ve Aristoculuğu birlikte temsil eden İskenderiye mektebine mensuptur.
Alemin ezeli olmadığını savunur. Bu düşüncede olan İslam filozofları ondan etkilenmişlerdir. Gazali tehafüt’ünde ondan alıntılar yapmıştır.
Eserleri s. 89.
Eski İran Düşüncesi
İki grupta incelenir: Özgün İran düşüncesi, Helenistik İran düşüncesi.
İran kültürünün Arapları etkilemesi Farsların 240 senesinde Hire’yi ele geçirmesi ile başlamıştır. Hire 633 yılında İslam fethine kadar İranlıların hakimiyetinde kaldı. Temim kabilesinin Mecusi olduğu rivayet edilmektedir.
Özgün İran düşüncesinin İslam dünyasını etkilemesi, Abbasiler döneminde şuubiye hareketinin başlamasıyla İrancılık yapan bir grubun eski dönemlere ait eserleri Arapçaya çevirmeleriyle başlamıştır.
Bu eserler çoğunlukla eski dini inançlar, edebiyat ve siyasi tarihle ilgilidir.
Zerdüştlük ve Mani dini inançları Eflatuncu ve Fisagorcu görüşlerle karışık biçimde İslam dünyasına girmiş, Batınilik, İsmaililik gibi akımların ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Sasani hükümdarı Yezdücerd zamanında (438-457) İran’ın resmi dini Zervanizm (Dehriyye) sonradan İslam dünyasında zenadıka adı verilen materyalist ve ateist eğilimli grupları ortaya çıkarmıştır.
Şiadaki imamet görüşünün kaynağının Zerdüşt din adamlarından kaynaklandığı söylenir. Zerdüşt din adamlarının Tanrı’yla doğrudan görüştüklerine ve masum olduklarına inanılırdı.
Yine din adamları ancak din adamları sülalesinden gelebilmekteydi.
Zerdüştlüğün karanlık ve ışık teması Suhreverdi el-Matul’da iki felsefi unsura dönüşerek İşrakiliğin iki esasını oluşturmuştur.
İran kaynaklı edep ve siyaset temalı kitapların çevirileri,  Ahkamu’s-sultaniye, Adabü’l-müluk gibi eserlerin yazılmasına neden olmuştur.
Eserler s. 95.
Helenistik İran Düşüncesi (s. 97)
Uzak Doğu’yu Batı’ya bağlayan ticaret yolları İran’dan geçtiği için İran kültürü Yunan ve Hint kültürleriyle kaynaşmıştır.
Bu kültürlerin kaynaşmasında savaşlar ve barış antlaşmaları da etkili olmuştur.
İran’da İslam’dan önce, her iki kültürden çeşitli kitaplar İran diline çevrilmiş durumdaydı.
Urfa ve Cündişapur medreseleri İranlılar tarafında kurulmuştu.
Bu medreselerde hakim olan düşünce Yeni Eflatunculuktu.
Porfirus’un İsagoji’si, Aristo Mantığı’nın ilk dört kitabı ve bu kitapların şerhleri okutulmaktaydı.
Paganist Yeni Eflatunculuk düşüncesinin hakim olduğu Atina ekolu kapatılınca orada ders veren Proclos ve altı hocanın Cündişapur’a gelmesiyle Helenistik düşünce İranlılar arasında yayıldı. 
Yeni Eflatuncu Persli Paul, Aristo Aristo’nun mantıkla ilgili dört kitabını Farsçaya çevirdi.
Ayrıca Mantıkla ilgili özgün bir eser yazarak Anuşirvan’a takdim etti.
Farsçaya çevrilmiş olan bazı eserler ilk kez Abdullah b. El-Mukaffa ve oğlu Muhammed tarafından Mansur zamanında Arapçaya çevrildi.

Hint Düşüncesinin İran üzerinden İslam Dünyasına Girişi (s. 98)
İran’da Hint düşüncesinin etkleri bulunmaktaydı.
Cündişapur Medresesi’nde Hintli tabipler de bulunmaktaydı.
Sanskritçe yazılmış Siddhanta (astronomi, matematik kitabı) Farsçaya çevrilmişti.
 Hintli bilge Beydaba’nın Pausthatantra adlı hikayeleri Kelile ve Dimne adıyla Pehleviceye çevrilmiş, bunlara İran asıllı hikayeler de ilave edilmişti.
Sekizinci asırdan itibaren Hint asıllı bu eserler Farsçadan Arapçaya çevrildi.
Hint Düşüncesinin İslam Dünyasına Doğrudan Girişi (s. 99)
Müslümanların Hintlilerle teması Halife Velid zamanında Sind’in fethiyle olmuştur.
Halife Mansur döneminde Kabil ve Keşmir’e kadar olan bölge Müslümanların eline geçmiştir.
Halife Mansur ve Harun Reşid’in ünlü veziri Yahya el-Bermeki (738-805) döneminde Hint kültürü ürünü birçok eser Arapçaya çevrilmiştir.
İbn Nedim’in verdiği bilgiye göre bu dönemde Hintlilerin Dini İnançları adlı bir kitap meşhurdu.
Biruni (973-1048) tarafından yazılan Tahkiku Mali’l-Hind adlı eserle Müslümanlar Hint dinleri ve düşünceleri hakkında bilgi sahibi oldular.
Bu kitapta Hint tarihi ve coğrafyası hakkında da bilgiler yer almaktadır. Seksen bölümdür.
Hint mistisizmi ve Budizm Doğu İran’da yaşamış erken devir mutasavvıflar üzerinde etkili olmuştur.
İbrahim b. Ethem ve Bayezıt-ı Bestami gibi mutasavvıfların hayat hikayeleri ile Buda’nın arasında benzerlikler bulunmaktadır.
Melamilik, Cevlakilik ve Dazlakilik gibi hareketlerde Hint fakirliği düşüncesinin etkileri bulunmaktadır.
İslam’da Felsefi Düşüncenin Başlaması (s. 101)’de kaldık.

 


İslam Felsefesi 06
İslam’da Felsefi Düşüncenin Başlaması (s. 107)
İslam’daki felsefe geleneği ilk kez Şii ve Mutezile kelamının model alınıp Yunan Helenistik felsefelerden biriyle bütünleşerek fiilen başlamıştır.
İlk kelamcılardan Cabir b. Hayyan şii idi. İbn Ravendî önceleri Mutezili idi. Kindi ve Serahsi Mutezili olmamakla birlikte onların görüşlerine çok yakın görüşlere sahiptiler.
Hakikat arayışı içinde olanları Gazali dört grupta özetlemişlerdir.
a) Kelam alimleri: Rey ve istidlal ehli
b) Batıniler: Talim mektebinden olup hakikatleri masum imamlardan öğrenirler.
c) Filozoflar: Mantık ve burhan sahibidirler.
d) Sufiler: keşf ve müşahede sahbidirler.
Filozoflar ve onların mensup oldukları felsefi akımlar iki grupta incelenir:
Gazali öncesi dönem
Gazali sonrası dönem
Gazali Öncesi Dönem (s. 108)
  Gazali öncesi dönem iki başlıkta incelenir:
Doğuş devri felsefe hareketleri
Gelişme Devri
a) Doğuş Devri Felsefe Hareketleri:
1. Dehrilik ve Felsefi Materyalizm (s. 199)
Diğer adları: Maddiyyun, Muattıla, Zanadika, Hissiyyun
Alemin ezeli olduğunu, varlıkların sonsuz bir döngü içinde birbirinden var olduklarını iddia ederler.
Tüm metafizik gerçekleri inkar ederler.
Dinleri ve peygamberleri lüzumsuz kabul ederler.
Duyularla elde edilen bilgiyi gerçek sayarlar.
Eskimeyen, her şeyi eskiten tek gerçek vardır o da zamandır.
Dehrden sonra duyulara konu olan ikinci bir gerçek vardır o da maddedir. Maddenin dışında başka bir şey yoktur.
Dehrilik İslam dünyasına dışarıdan gelmiştir. Heraklit, Demokrit, Epikürcülük ve Stoacılık gibi kişi ve akımların etkisiyle girmiştir.
Dehrilik ve materyalizm Batıniler, Karmatiler ve Gulat-ı şia arasında zaman zaman görülmüş olsa da sistemli bir ekol haline gelememiştir.
Dehri düşüncelere yakın olan filozof veya akımlar:
i) İbn Ravendi (ö. 293/910)
Rud-Merv’de doğmuştur. Önceleri Mutezile’ye mensuptu. Sonra Rafiziliğe meyletmiş oradan mülhitliğe (Dehriliğe) geçmiştir.
Eserleri kısmen günümüze ulaşmıştır.
Meşhur eserleri (s. 111)
ii) Şüphecilik ve Serbest Fikircilik (Pesimistler ve Agnostikler)
İbnü’l-Mukaffa (ö 754) ve Ebü’l-Atahiyye (ö. 828) bu akımdan sayılabilir.
Aklı ve duyuları temel almakla birlikte metafizik gerçekleri tamamen reddetmezler.
Bu alanlarda şüpheci tutum benimsemişlerdir.
iii) Tabiatçılık (Tabiiyyun)
Tabiatçılar deney ve tümevarım metotlarını kullanırlar.
Dehriler gibi bilginin duyular aracılığıyla elde edilebileceğini savunurlar.
Maddi alemin ötesinde ruhun varlığını ve sıfatlarını kabul etmekle birlikte ahiret hayatını, peygamberliği, vahyi ya kabul etmez ya da şüpheyle karşılarlar.
Amaçları, akla ve tabiata dayalı deist bir metafizik veya tabii bir din kurmaktır.
Temsilcilerinden ikisi Serahsi ve Razi’dir.
Serahsi (ö. 899) Kindi’nin talebesidir. Aşırı akılcı ve şüpheci biriydi. Peygamberleri şarlatanlar olarak nitelendirir bu düşüncelerini sarayda ve kitaplarında dile getirmekten çekinmezdi. Halife Mutezid tarafından öldürülmüştür. Eserleri günümüze kadar gelmemiştir.
Ebu Bekir Muhammed b. Zekeriyya er-Razi (ö. 925) tıp ve kimya sahasında otorite bir isimdi.
Rey’de doğmuştur. Çeşitli şehirlere seyahatler yapmış, Rey ve Bağdat’ta başhekimlik yapmıştır.
Modern kimyanın doğuşuna kadar doğuda ve batıda onun görüşleri hakim olmuştur.
Tıp alanında kızıl ile kızamık arasındaki farkı ortaya koymuştur.
Eserleri İbranice, Latince ve diğer batı dillerine çevrilmiştir.
Batılılar arasında Rhazes ve Albubator adıyla bilinir.
Tıp alanında el-Havi (20 cilt) ve Kitabü’l-Mansur kitapları meşhurdur.
Razi tabiat bilimcisidir. Bu nedenle ampirik ve tümevarım metodunu kullanmıştır.
Tabii ahlak felsefesiyle uğraşmış, Sokrat öncesi filozoflara ilgi duymuştur.
Eflatun ve Aristo felsefesini eleştirmiştir.
Mutezile’nin kelam ve metafizik anlayışını da eleştirmiştir.
Proclos’a reddiye yazmıştır.
Razi’nin Felsefi Düşünceleri:
Kozmoloji ve metafizik görüşlerini beş esasa dayandırır: Allah, ruh, madde, zaman ve mekan. Bunların hepsi ezelidir.
Yaratılış, bu beş esastan biri olan Allah’ın ruhun maddeye olan meyline müsaade etmekle zorunlu olarak ruh maddi formlar aldı. Böylece Allah zorunlu olarak kainatı yarattı.
Kainatın yaratılışı zamanladır. Yani sonradandır ve alem geçicidir.
Demokrit gibi maddenin atomlardan oluştuğunu ve onlar arasında boşluğun mümkün olduğunu söyler.
Diğer görüşleri için bkz. (s. 117.)

İslam Felsefesi 07
Dil ve Analitik Felsefe Çalışmaları
İslam dini Arap olmayan milletler arasında yayılmaya başlayınca onların Arapça öğrenme istekleri de yaygınlaştı.
Dini anlamak için Arapçanın öğrenilmesi zorunlu görünüyordu. 
Bu nedenle Arapçanın kaidelerini ortaya çıkarma çalışmaları başladı.
Nahiv ilminin başlangıcı Hz. Ali’ye kadar götürülür. 169 yılında ölen Sibeveyh’in eseri el-Kitab, o dönemde mükemmel bir Arap gramer sisteminin var olduğu görülür.
Ancak burada lengüistik yönden çok dil ve düşünce arasındaki ilişkilerin incelendiği fikirler ilgilendirmektedir.
Sekizinci asırdan itibaren birçok dilbilimci dile felsefi yönden yaklaşmışlar veya dil felsefesi yapmayı denemişlerdir. 10. Yüzyılda yaşamış olan Ebu Hamza İsfahani, onları el-Felasifetü’n-nahviyyun olarak adlandırmıştır.
Dil felsefesi ile ilgili çalışmalar, Kufe ekolünden ziyade Basra ekolü içinden çıkmıştır. Basra ekolü içinde İran asıllı iki büyük dilbilimcisi Sibeveyh ve onun hocası Halil b. Ahmed (ö. 791) bu ekolün ortaya çıkmasında etkili olmuşlardır.
 İranlılar ve Süryaniler, İslam’ın doğuşu esnasında Aristo’nun Kitabü’l-İber (Peri hermenias) kitabı üzerine tartışmalar yapıyorlardı. Bu kitabın Farsça bir nüshası Halil b. Ahmed’in yakın dostu olarak bilinen İbnü’l-Mukaffa tarafından Arapçaya çevrilmişti.
Yunanca bildiği söylenen Halil b. Ahmed, Arapça dilbilgisini de Aristo mantığının etkisinde geliştirmeyi denemiştir. Dile mantığı sokarak bir nevi dil felsefesi ve analitik felsefe yapmayı denemiş ve mantığı gramerin bir aleti olarak görmüştür. Bu nedenle Basra ekolü Ehlü’l-Mantık olarak isimlendirilir.
Basra ekolüne göre dil; olayları, eşyayı mefhumları ve düşünceleri yansıtan bir ayna gibidir. Onun için dilin kanunları, hayatın ve toplumun kanunları gibidir.
Başta Halil b. Ahmed olmak üzere Basra ekolü, dilde kıyası (analoji) önemli görüyordu. Hatta dildeki istisnaları bile kurallara bağlamak istiyor böylece daha felsefi bir dil oluşturmaya çalışıyorlardı.
Daha sonraki dönemlerde Cahız, mantıki kıyas şekillerinden belagat kaideleri oluşturdu. Bu dönemde belagatin lafızda mı manada mı olduğu, dilin kaideler neticesi mi yoksa tabi olarak mı ortaya çıktığı tartışılmıştır.
Bedevi Araplar bu çalışmaları doğru bulmuyordu. Sonraki dönemlerde dil felsefesi alanında yapılan çalışmalar önemini yitirdi.
Biruni, Arapçanın dil ve edebiyattaki zenginliğine hayran olmasına rağmen, felsefi kesinliğe sahip olmadığından dolayı onu yetersiz olduğunu ifade etmektedir.
Matefiziksel Felsefe
Metafiziksel felsefeden kasıt, Gazali’nin ilahiyatçılar olarak adlandırdığı Sokrat, Eflatun, Aristo ve Müslümanlardan Kindi ve Farabi gibi felsefecilerin düşünceleridir.
Bu ilahiyatçılar tabiat felsefeleri ile birlikte metafizik konularla da ilgilenmişlerdir.
Tabiatçılarla ilahiyatçılar arasındaki önemli farklardan biri birincilerin çoğunlukla deist, ikincilerin ise teist olmalarıdır.
İslam ilahiyatçı filozoflar iki kola ayrılmışlardır.
Birincisi. Cafer-i Sadık ve onun talebesi olan Cabir b. Hayyan’ın geliştirmeye çalıştıkları, Fisagorcu, Hermestçi, Yeni Fisagorcu, Yeni eflatuncu etkilerin ağırlıkta olduğu Şii kalıplı, Kimya ve Simyaya dayalı felsefe akımıdır.
İkincisi. Aristocu ve Yeni Eflatuncu etkilerin ağır bastığı Mutezile akılcılığına ve fiziğe dayalı ekoldür.
1. Cabir ve İrfani (Gnostik) Felsefe
Cabir 721 yılında Tus şehrinde doğmuştur. Yaşamının büyük bir kısmını Kufe’de geçirmiştir. Cabir özellikle kimya alanındaki görüşleri Müslüman ve Batılı yazarları etkilemiştir.
Cabir’e çok sayıda eser nispet edilmekle birlikte yalnızca çok azı gerçekte ona aittir. Cabir’in düşünceleri Batınılik ve İsmaililik içinde çok fazla sürdürülemedi ve kısa zamanda tarihe karıştı.
2. Kindi ve Yeni Eflatuncu Arsitoculuk
İslam’da asıl felsefi hareket Kindi ile başlamıştır. Kindi akılcı bir filozoftur fakat akılcılığı din ile çatışma içinde değildir. Din ile akıl çatıştığında dini tercih eder.
Kindi’nin düşüncelerinde Mutezili görüşler ağırlıktadır.
Ona göre kainat Allah’ın iradesiyle ve sonradan yaratılmıştır. Bu nedenle sınırlı ve sonludur.
Allah’ın ontolojik olarak tarifi ancak olumsuz ifadelerle mümkün olabilir. Allah cevher değildir, araz deildir vb.
Kindi Aristo teolojisi adı verilen Yeni Eflatunculuğa rağbet etmemiştir.
Akıl teorisinde Aleksandır Afrodisyas’ın üç akıl açıklamasına dördüncü akıl olarak el-aklü’l-müstefad’ı eklemiştir.
Bilgi teorisi ve psikolojide Aristocu görünür.
Hisler ancak cüzi ve maddi suretleri idrak eder, akıl ise makul alemi kavrar ve külli suretleri idrak eder.
Ruh ve nefis, cisim olmayan cevherdir.
Kindi’nin bilgi ve akıl teorileri daha sonraki Müslüman ve Ortaçağ Batılı filozoflarda bazı değişmelerle birlikte İslam ve Hristiyan felsefelerine karakteristik ortak haline gelmiştir.
Ahlak alanında Kindi İslam ahlakıyla Eflatuncu ve kısmen Stoacı ahlak anlayışını uzlaştırmaya çalışmıştır. Kindinin ahlak felsefesi Yeni Eflatuncu Aristoculuk adıyla nitelendirilmiştir.
GELİŞME DEVRİ FELSEFE HAREKETLERİ
 

  
Duyurular  |  Makale ve Sohbetler  |  İletişim  |  Paylaşım