Ana Sayfa 4-8 Sınıflar 9-12 Sınıflar İlahiyat TestBank
Sosyal Etkinlikler Şiirler Hikayeler Fıkralar Site Hakkında
 
Site içi arama
 
 
Duyurular
Makale ve Sohbetler
İletişim
Paylaşım
  
 
Duyurular
 
  
 
Anket
 
   
 
Kullanıcı girişi
 
Kullanıcı Adı :
Şifre :
 
Hava Durumu
 
 
Ajanda
 
   
Makale ve Sohbetler
 
 
 

Mübarek Ramazan Ayı ve hurafeler

 

Günümüz dünyasında çok hurafelerin yaygın bir şekilde yapıldığını görmekteyiz. Özellikle iptidai olarak hurafe nedir?  Hurafeden kurtulmanın yolları nelerdir ve sebepleri nedir? Bunları izah edelim. Yaklaşmakta olan Ramazan ayı nedeniyle halkımızı bilinçlendirmek meşru ve elzemdir.


 Asrın vebası ve mikrobu olan hurafe; Akla mantığa ve gerçeğe aykırı, aldatıcı ve hakikatle alakası olmayan söz demektir. Masal mı dersiniz, efsane mi dersiniz, tekamül olarak hakikat ve gerçek dışı kabul edildiği halde hoşa giden nakil ve rivayetlerde hurafe olarak değerlendirilebilir. Ayrıca hurafenin dinimizce hiçbir mantıki izahatı bulunmayan, din adına ileri sürülüp benimsenen batıl inanç ve davranışlarda hurafe kapsamına girmektedir.Yüce peygamberimiz buyurmadığı halde ona istinaden işte bu hadisler peygamber s.a.v. tarafından irsal olmuştur diye uydurulan gerçekle hiç bir alakası olmayan uydurma hadislerdır.Aşağıda sırasıyla izah olacak hayati önem taşıyan hususlara halkımızın ve okuyucularımın özenle dikkat etmelerini istirham ediyorum.Gayemiz insanları aydınlatmak ve kazandıkları ecrin mükafatına noksansız erişmeleridir. Hurafelerin birçok sebebi vardır. İnsanın maddi ve manevi duygularını yok eden başlıca hurafeler şunlardır.

    1.Başka ve daha önce dinlere ait kültürlerden bazı unsurların İslam dinine taşınması ve nakledilmesi gibi var olan konular.


    2.İnsanlığın en büyük düşmanı olan cehalet, yani dinimizi temel kaynaklarından öğrenmemek sadece duydum ve gördüm demekle yetinmek.


    3.Özellikle yukarda belirttiğim gibi, bu konuda Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimize dayandırılan uydurma hadisler.

Çağımızda en yaygın hurafelerin başında insanların kanayan yarası türbe ziyaretleri gelmektedir. İslam dini, yaratılmış olan varlıklar  içinde insanın dirisine önem verdiği gibi ölüsüne de ehemmiyet vermiştir. Bütün insanların ölümü gerçekleştikten sonra ölüler temizlenip güzelce kefenlendikten sonra kabirlere konulmaktadır. Kabirlerin ziyaret edilmesinde ve orda yatan insanlar için hayır duada bulunulmasında onu hatırlamasında hiçbir sakınca yoktur. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) bu konuda şöyle buyurmaktadır. “Size kabir ziyaretlerin yasaklamıştım. Artık, kabirleri ziyaret edebilirsiniz.” “Kabirleri ziyaret ediniz, Çünkü bu size ahireti hatırlatır.”Aslıda kabirleri ziyaret etmemiz  hayatta olan insanlar için hayati önem taşır.


Evliyaların, Allah Dostu olarak kabul edilmiş kişilerin yattığı yerler halk nezdinde “türbe” olarak adlandırılmıştır.Halbuki Allahın emirlerini yerine getiren her birey evliyadır ve Allah dostudur.O evliyayı ilah yerine koymanın ve ondan medet beklemenin hiç bir anlamı yoktur. Sonuç itibariyle türbelerde bir kabirdir ve ziyaret edilmesinde hiçbir sakınca yoktur.Hem ölümü hatırlamamız ve hem de kendimiz için ve tüm insanlığın necat bulması için dua etmeliyiz. Yalnız, bu ziyaretlerde İslam’ın koymuş olduğu ölçülere riayet edilmelidir.Bu hususlar yerine getirildiği zaman ziyaret etmemize hiç bir sakınca yoktur. Türbelerde konulan bu ölçülere ters ve çok yanlış olan davranışları şöyle sıralayabiliriz.


   1.Türbelerde yatanları beşer üstü varlık olarak görmek ve onlardan medet beklemek. Allah ile kendi arasında aracı olarak kabul etmek. Bunun diğer adi ruhbanlıktır.

   2. Türbe ziyaret edenlerin o türbeyi sanki dini bir vecibeymiş gibi telakki etmek ve onun karşısına dikilmek.


   3.Çaput veya buna benzer bez bağlamak ve mum yakmak gibi gayri İslami meşru olmayan hareketler yapmak.


   4.Türbelerde yatanlara onun veya başkasının adına adak adamak.

   5.Türbelerde yatanlar adına veya başkalarının adına kurbanlar kesmek.

   6.Kabrin etrafında bulunan duvar, mermer, toprak, demir vb. şeyleri öpmek.

   7.Türbelere  saygı göstermek amacıyla eğilerek girmek.

   8.Türbelerde yatıp şifayı orda yatanlardan beklemek ve onlardan her türlü yardımı talep etmek.


   9.Türbe kapılarına her türlü istediği ve sahip olmak istediği şeyin (mesela ev, araba, çocuk vb.) resmini ve şemasını çizmek.

             Yukarıda saymış olduğumuz ve Müslümanlıkla alakası olmayan bu davranışlar, Müslüman’a yakışan hareketler değildir.Bizler her gün 5 vakit namazımızda ellerimzı bağladığımzda Fatiha süresinde bulunan “Yalnız Sana kulluk eder, yalnız Senden Yardım dileriz” manasında ayeti okuduğumuz halde neden bizim gibi, her şeyden aciz olan ölülerden medet bekleriz ? Buna rağmen muhalif olarak yardımı başka kapılarda aramak çelişki değil midir? İhtiyaçların karşılanmasını ölüden ummak kişiyi şirke sürükleyebilir. Şirk ise Allah’ın bağışlamayacağı en büyük günahlardandır.

Günümüzde üzülerek görmekteyiz ki; Kabirler, insanlara yaratılmış olan her şeyin bir gün ölümü tadacağını hatırlatmalıyken, dünyevi işlere cevap arandığı yerler haline getirilmiştir. Türbe, yatır ve evliya kabristanları ziyaret edenler, ahireti hatırlamalı, orda yatanlarında bir gün bu hayatta yaşadıklarını ama bu dünyadan ayrıldıklarını anlamalı, kendisinin de bir gün kabre gireceğinin farkında olmalıdırlar. Kur’an okuyarak sevabını onların ruhuna bağışlamalıdır. Bu gibi işlemlerin dışında cereyan eden hadiselerin kişiye fayda yerine zarar getireceği unutulmamalıdır.

Günümüzde halkımız arasında birçok şey ya uğurlu sayılmakta yada uğursuz sayılmaktadır. Kimileri ayların, kimileri günlerin veya gecelerin, kimileri hayvanların, kimileri ise bazı eşyaların uğursuzluğuna veya uğurlu olduklarına inanmaktadır.

Hayvanların içinde;

    1. Mesela halk arasında telaffuz edilen baykuş ötmesi,

    2.İnsanın önünden kara kedi geçmesi gibi


    3.Araba ve insanın önünden tavşanın geçmesi


    4.Horoz ve kargaların vakitsiz ötmesi.  


    5.İki bayram arasında nikah  veya düğün yapılması, sakıncalıdır gibi.


    2.Cuma ve arife günlerinde çamaşır yıkamak veya kurutmak gibi.


    3.Gece vakitlerinde tırnak kesilmesi veya kestirmek, gece aynaya bakılması, yine gece vakti ev süpürmek, geceleyin dışarıya sıcak su dökülmesi,

   4.Salı günü temizlik yapılmaz gibi sözler.


   5.Akşam vakti girdiğinde sakız çiğnenmesi vb.

         Uğursuz olduğu kabul edilen şeylerden bazıları ise şunlardır;

   1.Sol gözü seğiren kişinin bu olayı kötüye yorumlaması sağ göz seğirirse hayra yorumlaması gibi meşru olmayan unsurlara inanmak.


   2.Kişinin üzerinde dikiş yapılacaksa veya düğme dikilecekse ağza bir şey alınması yoksa başa sıkıntıların geleceğine inanılması,

   3.Kapı eşiğinde oturan kişiye iftira atılacağına inanmak, erkeğin önünden kadının geçmesinden dolayı erkeğin nasibinin kapanacağı

   4.Ezan okunmadan önce veya ezan okunurken köpek ulumasını şerre yormak, milletin başına büyük bela gelecek diye zanda bulunmak


   5.Evde veya mutfakta cam veya porselen ve buna benzer gibi bir şey kırıldığı zaman belanın defedildiğine inanmak,

   6.Merdivenin altından geçmek uğursuz sayılır gibi.


   7.Bir insanın Sağ kulağın çınlaması hayra vesile olur. Sol kulağın çınlaması şerre vesile olur gibi.


   8.Ayakkabı veya terlik ters dönmesini uğursuzluğa saymak,

  9.Gece vaktinde sandık açmak mezarının açılmasına  benzer dedikodularına inanmak.


  10.Bir insanın üzerinden geçildiği veya atladığı  zaman boyunun büyümeyeceğine inanmak vb. gibi şeyler halkımız arasında sıkça karşılaştığımız hurafelerdendir.

At nalı, kurt dişi, koçboynuzu gibi şeyler evin dış cephesine asmak, nazar boncuğunu üzerine veya evin içine yahut dışına arabaların içine asmak halkımız arasında uğurlu kabul edilen şeylerdendir.

Yukarda saymış olduğumuz ve halk arasında yaygın olan bu hurafelerin kaynakları ve tarihçeleri bilinmemektedir. Tarihin her döneminde varlığını koruyan hurafeler, insanın ruh ve tabiatına uygun düşmeyen, akla ve mantığa aykırı şeylerdir. İnsanların karşılaştığı problemleri çözmede doğru yolların dışında, yanlış yollara sapmaları hurafeleri iyice yaygınlaştırmıştır. Bu sebeple uğuru veya uğursuzluğu yaratılmış mahlûkattan beklemek doğru değildir.

Unutmayalım ki; insanın başına Yüce Allah’ın dilemesinden başka hiçbir şey gelmemektedir.

Hurafeleri ortaya çıkaranlar ve bu hurafeleri yaygın hale getirenler için dünya ve ahiret sıkıntısı vardır. Çünkü iyi bir iş yapan kimsenin peşinden o iş devam ettirilirse alınacak sevaplardan payı vardır. Kötü bir iş yapan, kötü bir çığır açan ise o kötü yolda gidenlerin almış olduğu günahlardan bir payı vardır. Bu sebeple yapmış olduğumuz şeyin İslam Diniyle ilgisinin olup olmadığına bakmalı, dünyamız ve ahiretimiz için faydası araştırılmalı ve sadece gönlümüz istedi diye yapmamalıyız. Peygamber Efendimizin bir hadis-i şerifini sizlerle paylaşmak isterim.

“İslâm’da iyi bir çığır açan kimseye, bunun sevabı vardır. O çığırda yürüyenlerin sevabından da kendisine verilir. Fakat onların sevabından hiçbir şey noksanlaşmaz. Her kim de İslâm’da kötü bir çığır açarsa, o kişiye onun günahı vardır. O kötü çığırda yürüyenlerin günahından da ona pay ayrılır. Fakat onların günahından da hiçbir şey noksanlaşmaz.”

Hurafelerin bizler için bir başka zararı ise bidat olarak ortaya çıkmasıdır. Bidat dinde aslı olmayan birtakım batıl ve yanlışlıkları ifade eder ki, Sevgili Peygamberimiz bidatlerden uzak durmamızı istemektedir. Bidat ile ilgili Efendimizden bizlere aktarılan hadisler şöyledir. “Kim bizim bu dinimizde ondan olmayan bir şey ortaya çıkarırsa, o şey kabul edilmez.”“Bundan sonra söyleyeceğim şudur ki: Sözün en hayırlısı Allah’ın kitabıdır. Yolların en hayırlısı Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin yoludur. İşlerin en kötüsü, sonradan ortaya çıkarılmış olan bid’atlardır. Her bid’at dalâlettir, sapıklıktır.”

         Hurafeler her zaman sosyal yaşantıda sıkıntılara sebep olmaktadır. İnanç yanlışlıklarından dolayı Dini yaşantıda sektelere sebep olmaktadır. Hurafeler gerçek anlamda kaçınılmaz ise zaman içerisinde Din olarak telakki edilecektir ki, artık terk etmek günahmış gibi telakki edilebilecektir. Günümüzde bu durumu üzülerek görmekteyiz. İnandığı gibi yaşamayan kardeşlerimiz yaşamlarını inançları haline getirmişler ve yanlış şeylerin ardına takılıp gitmişlerdir. Bu sebeple bizlere hiçbir fayda sağlamayacak olan hurafeleri hayatımızdan atmaya özen gösterelim.

Kuran ve sünnete uymak bizim en temel vazifelerimiz arasındadır. Dinimizi Kur’an ve sünnetten öğrenmekteyiz. Hayatımızda karşılaşmış olduğumuz birçok şeyin Kur’an ve Sünnette olup olmadığını bilir isek hatalara düşmekten o kadar çok korunabiliriz. Bu sebeple Dinimizin iki ana kaynağı olan Kur’an ve Sünneti öğrenmeye gayret göstermemiz bizleri hurafelerden uzaklaştıracaktır.

Ramazan ayında ziyaret edilmesi makbul olan birçok yerler ziyaret edilmektedir. Elbette ziyaret edilecektir. Bunları yasak kapsamında değerlendirmek doğru değildir. Ancak ziyaret esnasında yapılan bazı yanlışlıklar var ki, işte bu gibi tavırlardan kaçınmaya özen gösterelim. Geçmişlerimizi Kur’an’ın nuruyla aydınlatalım. Kendileri ve kendimiz için dua ve niyazda bulunalım. Ölülerimiz ve dirilerim için tövbe istiğfar edelim. Yazımızın ilk girişinde saymış olduğumuz ziyaretlerle ilgili yanlışlıklardan kaçınalım.

Yüce Rabbim bu hurafelerden bizleri muaf kılsın. İslam’ın özüne ters şeylerle meşgul olmaktan bizleri alıkoysun. Dünya ve ahiretimizi en güzel şekilde kazandıracak doğru davranışları hayat düsturu haline getirmeyi cümlemize nasip etsin. Allah’a emanet olun. İbrahim İnce

Duyurular  |  Makale ve Sohbetler  |  İletişim  |  Paylaşım